Dernek Merkezi
BAYRAM PAŞA
HAYATI
Doğum tarihi belli olmayan Bayram Paşa’nın ailesi Amasya’lıdır. Babası yeniçeri ağası Kurt Ağa’dır. Yeniçeri ocağına nefer olarak giren Bayram Paşa bu ocakta yetişmiş ve yükselmiştir. Adına ilk kez 1622 yılında Turnacı başı Bayram Paşa olarak rastlanmaktadır. IV. Murat’ın kız kardeşi Hanzade Sultan ile evlenerek Osmanlı Hanedanına akraba olmuştur.
1623 yılında Zagercibaşı daha sonra da Yeniçeri Kethüdası olmuştur. Uygulamalarından hoşlanmayan Yeniçeriler azlini istemiş bunun üzerine azledilen Bayram Paşa önce Divan-ı Hümayun vezirliğine alınmış, daha sonra Mısır Valiliğine tayin edilmiştir. 1628’de Divan-ı Hümayun Vezirliği görevi ile tekrar İstanbul’a alınmıştır.
Zamanın veziriazamı Hüsrev Paşa kendisine rakip gördüğü için, azlettirerek hapsetmiş bütün mali varlığına el konulmuştur. IV. Murat tarafından tekrar Kubbe Vezirliğine getirilmiş, bu görevde beş sene kalmıştır.
1633 senesinde Rumeli Beylerbeyi olmuş, 1635’de II. Vezir olarak İstanbul’a gelmiştir. Revan seferi sırasında Kaymakam olmuş, 1636’da Veziriazamlığa tayin edilerek İran cephesine memur edilmiştir. 1638’de Bağdat Seferi hazırlıkları yaparak Bağdat’a doğru yola çıkmış, 26 Ağustos 1638’de hastalanarak vefat etmiştir. Padişahın emri ile hayattayken hazırlattığı bugün Haseki semti Keçi Hatun mahallesinde bulunan türbesine defnedilmiştir.
YAPTIRDIĞI HAYIR İŞLERİ
· Sofya’da Tımar ve Zeamet ıslahı yapmış, göreve atamalar için ilk defa detaylı kayıtlar tutturmuştur.
· Amasya’ya su getirtmiş, Mevlevihane ve Kervansaray yaptırmıştır.
· Kayseri’de Mevlevihane yaptırmıştır.
· Birecik’te top dökümhanesi yaptırmıştır.
· Rumeli’de bulunan Eğridare Kalesi’ni onartmıştır.
· Adana yakınlarında Cakit Han’ı yaptırmıştır.
· Niğde’de han ve dükkanlar inşa ettirmiştir.
· Konya’da yapımı yarım kalmış hanları tamamlatmıştır.
· İstanbul’da surların iç ve dışında ki usülsüz yapıları yıktırmış, surları tamir ettirerek yüzlerini boyatmıştır.
· Fatih ‘de cami, Ayasofya civarında konak, Kuzguncuk’ta yalı ve Piri Paşa hanını yaptırmıştır.
· İstanbul’da Haseki Bayram Paşa Külliyesi’ni yaptırmıştır.
BAYRAM PAŞA KÜLLİYESİ
Osmanlı İmparatorluğu’nun 16.yy. sonuna doğru bozulan ekonomik dengesi nedeniyle İstanbul’da 17.yy’.ın ilk yarısından kalan külliyelerin sayısı azdır. IV. Murat zamanında kararlı bir politika ve ekonomik ortama kavuşulmasıyla İstanbul’da medreseler yapıldı. Bu medreselerin çoğu çeşitli nedenlerle günümüze kadar gelememiştir. İstanbul’da o çağdan günümüze kadar gelen tek vezir külliyesi Bayram Paşa’nın Haseki’de yaptırdığı, medrese, tekke, türbe, sebil, çeşme ve dükkanlardan oluşan külliyedir. 1635 yılında yapılmıştır. Bölgede daha önce de kurulmuş külliyeler, çevrenin önemini belirtmektedir. 16.yy. başında kurulmuş olan Haseki Külliyesi merkez niteliğini taşımaktadır. Haseki Külliyesi’nin batısında bulunan 15.yy. kuruluşlu Davut Paşa külliyesi de diğer bir merkezdir. Bölgede sadece kadınların alışveriş yaptığı Avrat Pazarı yer almaktaydı. 16.yy. sonunda kurulan Cerrah Paşa külliyesi de yakın çevrenin önemli bir merkezidir. Bayram Paşa tarafından yaptırılan külliye de cami olmayışı çevrenin cami yönünden zengin olduğu gerekçesine dayandırılmıştır.
Medrese; altına dükkanlar yerleştirilerek doğal zeminden yükseltilmiştir. Medresenin Haseki Kadın sokak üzerindeki kapısından ulaşılan dış avlusunda bir kuyu ve su haznesi bulunmaktadır.
Kare planlı avluyu çevreleyen revaklar, onların ortasında ise hücreler ve dershane yer alır. Medrese dershanesi (ana salon) iki katlı pencere düzeniyle aydınlatılmaktadır. Ancak alt pencerelerden beşi yerine kitap dolapları yapılmıştır.
Haseki caddesi üzerinden başlayan merdivenlerle ulaşılan Medrese dış avlusunda yer alan Sıbyan Mektebi hakkında altı penceresi bulunduğu, giriş bölümü duvarlarının çini, döşemesinin ahşap kaplamalı olduğu dışında bir bilgi bulunmamaktadır.
Yıkılmadan önce çekilmiş fotoğraflarından yapıya “muallim evi” eklendiği görülmektedir. Sıbyan Mekteplerinin, sokak köşelerine erleştirilme, zeminden yükseltilme ve diğer külliye öğelerinden ayrı bir girişle sokağa bağlanma gibi özellikleri burada da gözlenmektedir.
Medrese hücreleri altında yer alan dükkanlar, medrese için gerekli alt yapıyı oluşturur. Vakfa gelir sağlamak için kullanılmıştır.
Aynı avlu içinde yer alan tekke ve semahane güneybatıda, türbe ve sebil güneydoğuda toplanmıştır. Asıl giriş Haseki caddesi üzerindedir. Haseki sokaktan girilen bir aralıkla da hücre dizilerinin arkasından dolaşarak türbeye ulaşılmaktadır.
Sekizgen planlı mescit-semahane ile L biçimi çizen hücre dizisinin bir ucuna bitişen tekke dershanesi, ondan bir koridorla ayrılan şeyh odasından oluşmaktadır. Dervişlerin bulunduğu hücreler dışa kapalı avluya açılır. Sekizgen planın kıble yönüne mihrap yerleştirilmiş olup iki katlı pencere düzeniyle semahane aydınlatılmıştır.
Türbenin planı eyvanlarla genişletilmiş bir karedir. Bu eyvanlardan kuzeydoğudakine sebil yerleştirilmiştir. Sebil su verilmeye uygun pencere ve tezgahlarla donatılmış olup türbe ile sıkı ilişkisi vardır. Türbeyle sebil arasında iç mekan bağlantısını sağlayan işlevsel bir ni-teliği olmayan pencere hayır sahibi ile yapı arasında ki soyut ilişkiyi açıklamaktadır.
Bayram Paşanın sandukası, kare alanın ortasında, mezarı ise eyvanlardan inilen kripta bölümünde yer almaktadır. Döşemesi orta bölümden yükseltilen eyvanların türbede kullanılması türbenin ölenin içinde yattığı ve onu anaların gelip ziyaret ettikleri bir köşk olarak ele alınmış olabileceğini de düşündürmektedir.
Türbe duvarı içine gömülen çeşme sivri kemerli bir niş içine yerleştirilmiştir.
Şadırvan sekizgen planlıdır. Türbe yanında bulunan dolaplı kuyu taş işçiliği ile dikkat çekmektedir. Su yapılarını türbeyle sıkı ilişkileri İslam dininde suyun önemini ve toplum da yerleşmiş olan hayrat geleneğini açıkça yansıtmaktadır.
Bayram Paşa külliyesinin mimarının kim olduğu bilinmemekle beraber 1635 yılında mimarbaşı olarak görevde bulunan Kası Ağa’nın olduğu tahmin edilmektedir.
Doğum tarihi tam olarak bilinmeyen Kasım Ağa Arnavut asıllı bir devşirmedir mimarlığı Davut Ağa’dan öğrendiği düşünülmektedir. Adına ilk kez Çemberlitaş Hamamı’nın onarımı ile ilgili belgeler de rastlanılır. IV. Murat’ın mimarbaşısı olan Kasım Ağa I. İbrahim zamanında görevinden alınarak hapsolunmuş, Cinci Hoca yardımı ile bir yıl sonra yeniden mimarbaşılığa getirilmiştir. 1660 yılında ölen Kasım Ağa, en az 80-90 sene yaşamış olmalıdır. Yaşlı olmasından dolayı “Koca Mimar” “Koca Kasım” diye anılmıştır.
Kasım Ağa’nın mimarlık görevinde bulunduğu yıllarda yapılan cami, han gibi eserlerin yazıtlarında mimar adı belirtilmemiştir. Mimari yeteneği olmadığı ve değerli bir eserinin bulunmadığını ileri sürenler varsa da genel tutum 1625-1651 yılları arasında gerçekleştirilen yapıların Kasım Ağa’ya mal edilmesi yönündedir.
